Efsanevi dedektif Kurt Wallander; yeniden…

İsveç polisiye edebiyatının en önemli isimlerinden Henning Mankell ve onun unutulmaz dedektifi Kurt Wallander yeni bir edisyonla bir kez daha okuyucularla buluşuyor. Mankell, ilk Wallander macerasını 1991 yılında yazmış, roman İngilizceye 1997’de, Türkçeye ise 2000’de ‘Ölümün Karanlık Yüzü’ adıyla çevrilmiş, 10 romanlık dizi 2009 yılında ‘Huzursuz Adam’ ile sona ermişti. ‘Karanlık Yüz’ ve ‘Riga’nın Köpekleri’nde yine suçun siyasi ve toplumsal meselelerle sıkı ilişkisini görüyoruz.5 dk


Ayrıksı Yayınları’nın ‘Karanlık Yüz’ adıyla yayımladığı ilk macerada tanışıyoruz Kurt Wallander ile. Tarih 8 Ocak 1990. Wallander, 42 yaşında (30 Ocak’ta 43’üne basacak), karısı tarafından terk edilmiş, alkol bağımlılığının eşiğinde, öfkeli ve yalnız bir adam. Yalnızlığının müsebbibi biraz da kendisi. İşinden ne ailesine ne yakınlarına ayıracak zaman bulan Wallander, Skane bölgesindeki Ystad kasabasının en deneyimli cinayet polisi. Bir gece vakti, bir çiftlik evinde işlenen vahşi bir cinayeti çözmek de elbette ona düşüyor. Katillerin yabancılar olduğu söylentisi yayıldığında işi güçleşecek, katiller kadar mültecileri hedef alan İsveç faşistlerini de kovalayacaktır…

‘Riga’nın Köpekleri’ne geldiğimizde takvimler 12 Şubat 1991’i gösteriyor. Ystad kara ve soğuğa teslim olmuş bir halde. Wallander ise işbaşında. Bu kez bir cankurtaran botunda kurşunlanarak öldürülmüş, denizci olmadıkları üzerlerindeki giysilerden anlaşılan iki adamın cinayeti var elinde. Ancak çok geçmeden, kökeni Letonya’ya uzanan kaçakçılıkla ilişkilendirilen cinayetler için Dışişleri Bakanlığı devreye giriyor ve Wallander Letonyalı bir dedektifle çalışıyor. Letonyalı dedektif ülkesine döndükten sonra kendisi faili meçhul bir cinayete kurban gidince ülke değiştirme sırası Wallander’e gelecektir. Ne var ki Sovyet blokuna dahil olan ve Sovyetler’in çöküş dönemindeki yozlaşma ve yolsuzluklardan fazlasıyla nasibini almış bir ülkede işi hiç kolay olmaz. Bir yanda demokrasi yanlısı illegal gruplar, bir yanda kimin tarafında oldukları kestirilemeyen polisler, bir yanda mafyatik yapılar… Wallander, yabancısı olduğu bir ülkede ve kültürde adaletin yerini bulması için kendi hayatını riske atmak zorunda…

Her iki macerada da suç siyasi ve toplumsal meselelerle sıkı sıkıya ilişkili. ‘Karanlık Yüz’de mülteciler sorunu ve İsveç’te yükselen yabancı düşmanlığı, ‘Riga’nın Köpekleri’nde ise Baltık ülkelerinin hazin tablosu en az cinayetler kadar öne çıkıyor. Mankell’in olaylara bakışındaki keskinliğe özellikle dikkat çekmek gerekir. Zira 1990’ların başında işaret ettiği meseleler hâlâ yakıcı biçimde geçerliliğini koruyor. Serinin sonraki romanlarında siyasi ve toplumsal sorunları -zaman zaman uluslararası boyutlara varacak şekilde- çeşitlendirdiğini söyleyebilirim. Üstelik küçük bir İsveç kasabasından, Ystad’dan yol çıkarak yapıyor bunu. Mankell, çok başarılı manevralarla suçu yerelin sınırlarının dışına taşımayı biliyor. Tam da Ernest Mandel’in ‘polisiye romanlarla kapitalizmin tarihinin birlikteliği’ tezine uygun bir yaklaşım; küreselleşen dünyada suç da küreselleşiyor…

İsveç’in etkileyici atmosferi

İsveç’te polisiye yazımı erken bir tarihte başlamıştı. İlk polisiye/gizem romanı yazarı 1893 yılında ‘Stockholmsdetekiven’i (Stockholm Dedektifi) yayımlayan Frederik Lindholm oldu. Onu Frank Heller ve bir dizi Sherlock Holmes parodisi ile Sture Stig izledi. Ancak polisiye edebiyatın asıl yükselişi 40’lı yıllardan sonradır. En önemli isim 1944’ten 1960’ların sonuna kadar Stockholm merkezli romanlar yazan Stig Trenter’di. Bu romanlar kentin toplumunu ve coğrafyasını o kadar güçlü bir şekilde yansıtıyordu ki, bu eğilimi karakterize etmek için ‘Trenter Sendromu’ terimi kullanılır olmuştu. İlk kadın yazar olarak Maria Lang’ı, suçu kasabalara taşıyan R.K. Ronblom’u ve polisiyeye toplumsal meseleleri sokan Vic Suneson’u da anmadan geçmeyelim.

Bu saydığım yazarlar yol açıcılardı, modern İsveç polisiyesinin yaratıcıları ise onların açtıkları yoldan ilerleyen Maj Sjowall ve Per Wahloo’dur. 60’ların sonlarında birlikte kaleme aldıkları Martin Beck dizisi, gerek polisiye kurgusuyla, gerek siyasi ve toplumsal eleştirileriyle bir bakıma İsveç polisiyesinin kurallarını ortaya koymuştu. Kerstin Erkmen bu kurallara İsveç coğrafyasının etkileyici atmosferini ekledi. O zamanlardan günümüze, kendisini uluslarası alanda kanıtlayan pek çok yazar çıktı İsveç’ten. Ancak hiçbirisi -Maj Sjowall ve Per Wahloo’nun gerçek mirasçısı olan- Henning Mankell’in başarısını yakalayamadı..

Eski tip bir insan

Kurt Wallander dizisi -tıpkı Martin Beck dizisi gibi- ‘polis işlemlerine ağırlık veren’ türdendir. Wallander, örgütlü suça karşı örgütlü polis gücünün bir parçasıdır ve bu efsanevi karakter küreselleşmiş dünyanın, 1990’ların azgınlaşmış bireyciliğinin ve bunun türevi toplumsal yozlaşmanın hâlâ ahlak sahibi olan bir insanda yaptığı yıkımın izlerini taşır. Babası parasız bir ressam, annesi evlerde temizliğe giden bir işçidir Wallander’in. Öyle ki zenginliğe karşı içgüdüsel bir refleksi/tiksintisi vardır Wallander’in. Onun bu refleksi solcu, muhalif, aktivist Menkell’in romanlarındaki sınıfsal tavrı sürekli kılar.

Kahramanımız eski tip bir insan. Acıma, adalet ve beraberlik gibi artık modası geçmiş sayılan şeylere hâlâ inanıyor. Ancak Wallander tipinin bu kadar sevilmesinin asıl nedeni –Mankell’in deyişiyle- “değişme özelliğidir, Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar”. Wallander ile birlikte çevresindeki insanlar, hatta toplumuyla, siyaseti, ekonomisi, hayat koşullarıyla İsveç de değişir. Hennig Mankell, Kurt Wallander’in değişen tutum ve bakış açıları aracılığıyla ülkedeki toplumsal değişimlerin izini sürer. Söz konusu değişim romanların akışına paralel biçimde, ağır ağır gerçekleşir. Okuyucu Wallander ve ekibi ile birlikte hem hikâyeyi hem değişimi sindirecek fırsatı bulacaktır.

Mevsime ve coğrafyaya da yavaş yavaş uyum sağlarız. Mankell’in Skane’si; “İsveç topraklarının sona erdiği, sanki Doğu Baltık kıyılarında bir tür Rip Grande gibi bir yer”dir; “Dünyanın geri kalan kısmı diğer tarafta”… Kurşun rengi gökler, dondurucu soğuk, kasvet, aman vermez bir ciddiyet ve şiddet mükemmel bir polisiye atmosfer yaratır. Bu atmosferin önünde görüp geçirdikleriyle filozoflaşmış Wallander “Katil kim?” sorusundan ziyade katili suça sevk eden nedenleri araştıracaktır. Asıl araştırdığı hayattır.

Vietnam savaşına gitti

Henning Mankell, 1948’de İsveç’in kuzeyindeki Härjedalen’de doğdu. 17 yaşında Stockholm’e giderek Riks Tiyatrosu’nda yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Sosyalist bir aktivist olarak Vietnam Savaşı’na, Güney Afrika’nın apartheid rejimine ve Portekiz’in Mozambik sömürge savaşına karşı eylemlerde yer aldı. 1970’lerde Norveç’e taşındı ve Norveç Komünist Emek Partisi’ne destek verdi. İlk romanı ‘Bergsprängaren’ (The Rock Blast) 1973’te yayımlandı. 1985’te Maputo’da bir tiyatro topluluğu kurmak üzere aldığı davet sonucu gittiği Mozambik ikinci vatanı oldu Mankell’in. 1991-2009 yılları arasında yazdığı -Komiser Wallander- polisiyeleri sinema ve dizi uyarlamalarıyla birlikte dünya çapında ün kazandı. Bunların yanı sıra Afrika’da geçen romanlar, tiyatro oyunları, çocuk ve gençlere yönelik kitaplar da yazdı. 2001’de İsveç’te kendi yayınevi Leopard Förlag’ı kurdu. Kitapları 41 ülkede 40 milyon satış rakamına ulaşan, çok sayıda ödüle değer görülen Henning Mankell, 2015 yılında hayata veda etti.

 Efsanevi dedektif Kurt Wallander; yeniden…


Henning Mankell
Çeviren: Ela Yıldırım
Ayrıksı Kitap, 2021
416 sayfa, 40 TL.

 Efsanevi dedektif Kurt Wallander; yeniden…
Henning Mankell
Çeviren: Fatoş Dilber
Ayrıksı Kitap, 2021
416 sayfa, 40 TL.


Comments

%d blogcu bunu beğendi: