Ben, Kendim ve Irene

İnsanlar boşuna büyük şehirleri terk edip kasabalara yerleşmenin hayallerini kurmuyor.3 dk


Charlie Bailygates, Jim Carey’in muhteşem oyunculuğuyla hayat verdiği karakterlerden biri. Yönetmenliğini Farrelly Brothers ın yaptığı Ben, Kendim ve Irene filminde Jim Carrey’e ve Renée Zellweger eşlik ediyor.
Filmde naif yardımsever polis memuru Charlie’nin temiz kalbinin adım adım eşinden başlayarak bütün çevresi tarafından suistimal edilmesine tanıklık ediyoruz. İyi niyetli ve sıcakkanlı Charlie kasabanın arkasından güldüğü bir kişi haline geldiğini bilmesine rağmen onu da içine atıyor ve derken bir gün kafasında trompetler çalmaya başlıyor. Trompetler içindeki Hank’in ayak sesleri aslında. Charlie’den bağımsız onun tam tersi biri. Market sırası beklememek için bile insanların nasıl oyunlar çevirdiğine şahit olan Charlie Hank’i serbest bırakıyor tabi farkında olmadan. O noktadan sonra rastlantılar sonucu hayatına Irene giriyor  Kahkaha tufanı yaratan film Jim Carey’in neredeyse bütün filmlerinde olduğu gibi mutlu sonla bitiyor..
Film boyunca insanlar tarafından zaman zaman suistimal edilen herkes gibi gülüyoruz ağlanacak halimize. Filmde sadece biraz daha keskin hale getirilmiş bizim normal hayatımızda yaşadığımız suistimaller. Yoksa çok da farklı değil günlük hayatımızdan. İnsanlık hali deyip gülüp geçiyoruz. Gülmeyelim de ne yapalım? İçimizdeki Hank’i serbest bırakmamak için gülmek tek çare.
Filmi izlemeyenler için Hank’i biraz daha açarsak eğer; Hank kaba biri, insanları kırmamak gibi bir derdi yok, itici, her kötü davranışın karşılığını misliyle anında veriyor ama şiddet meyillisi değil çünkü o işini sözlerle halletmeyi seviyor. hakarete hakaretle karşılık veriyor, küçük düşürüldüyse küçük düşürüyor. Şimdi bunları böyle peşpeşe yazınca çok da yanlış biriymiş gibi gelmedi doğrusu:)
Her zaman olaylar karşısında başkalarının ne yaptığına dair kendimin ne yaptığına odaklanan biri olarak Hank’i içten içe sevmiyor değilim. Çünkü Hank hayatı oldukça basitleştiren bir karakter. Olduğu gibi davranıyor, sözünü esirgemiyor, hadi daha da itiraf edelim hak edene hak ettiğini veriyor hem de anında ve fazlasıyla. Düşünsenize nasıl bir rahatlık ve konfordur bu.. İnsanın hiçbir derdi kalmaz hatta derdi olmaz Hank gibi olursa ama yapamıyoruz tabi. Hayatta susup oturduğumuz pekçok şey olabiliyor, özellikle de gece kuşuysanız o sustuklarınız başınızı yastığa koyduğunuzda birer birer diziliverebiliyorlar. Toyken tabi. Yaş aldıkça öyle her şeyi takmamayı da öğreniyorsunuz. Keşke bunu daha evvel öğrenseydik diye hayıflanıyorsunuz da. Ama zararın neresinden dönerseniz kardır. Tabi ki ilişkilerde genel olarak etik kuralları korumakta fayda var lakin nereye kadar?
Amerikan kolej filmlerine bakın mesela; okullarda genellikle iyi çocuklar ceza alır. Kimse gidip kötü öğrenciye sormaz, hatta onu suçlamaz. Bir gün iyi çocuğun kafası attığında ve aylardır kendisine herkesin gözü önünde eziyet eden çocuğa bir tokat patlattığında bütün suç ona yıkılır. Dikkat edin bakın görürsünüz. Bunun mesajı elbette ki karşındaki ne kadar kötü olursa olsun sen iyi dur olmalı lakin nereye kadar? Burada devreye haksızlığa uğradığınızı görüp müdahale etmesi gerektiği halde etmeyen insanlar giriyor. Neden artık haksızlıklara karşı daha çok susar olduk?
Sorular bitmez, gerekçeler de. Aslolan tek gerçek var; hepimizin içinde bir Hank yaşıyor. Ortaya çıkma süreleri farklılık gösterebilir.  Charlie Bailygates’in içinden 20 yılda çıktı. Bazılarında bu bir yıl olabilir bazılarında 50 yıl. Bazıları ise doğuştan Hank. En ok imrendiklerim de onlar laf aramızda. Ne kadar mutludurlar düşünsenize. Bir ortası var mı derseniz vardır elbette. O altın oran gibi bir şey bana göre. Hayatı dikkat dağınıklığı olmadan yaşamanız gerekiyor o da çok mümkün değil. Bir anlık dikkat dağınıklığında masa tenisindeki gibi servisi kaçırabilliyorsunuz. İnsanlar boşuna büyük şehirleri terk edip kasabalara yerleşmenin hayallerini kurmuyor. Çok azı başarabiliyor bunu ama çok kişi düşünüyor. İnsanlarla anlaşmak da zor geçinmek de. Bütün suç da karşındakinde değildir mutlaka. Hepimiz teker teker kötüye gitmiyorsak insanlık neden iyiye gitmiyor olabilir ki? Hank’in hiç böyle dertleri yok işte. Seviyorum Hank’i…

Comments

%d blogcu bunu beğendi: