Zamanın yavaş aktığı, taş sokaklarında sadece rüzgârın ve eski ahşap gıcırtılarının duyulduğu sessiz bir kasaba burası.
Tepelerin arasına gizlenmiş, haritalarda bile zar zor seçilen bu yerin adı Akasya Köyü. Ancak burayı bilen az sayıda insan ona başka bir isim vermiş: Kukla Kasabası.
Bu kasabada aceleye yer yok. Sabahları dükkânlar telaşsızca açılır, kahveler tütün kokan ocaklarda ağır ağır pişer. Kasabanın en büyük özelliği ise evlerin pencerelerinde, kapı önlerindeki sandalyelerde ve parktaki banklarda oturan, insan boyundaki bez ve ahşap kuklalardır. Her bir kukla, sanki kasabanın sakin yaşamını korumak için oraya bırakılmış birer nöbetçi gibidir.
Burada yaşayanlar, telaşsız ve huzurlu. Kimse yüksek sesle konuşmaz, kimse bir yerlere yetişmeye çalışmaz. Rüzgâr estikçe kuklaların iplerinin çıkardığı hafif tıkırtılar, kasabanın kendi ritmini oluşturur. Dünyanın karmaşasından ve gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığındığı bu kasabada hayat, hiç bitmeyecek bir ikindi uykusu gibi huzur içinde akar gider.

