Melis Alphan Bir Gazetecinin Yaptığı Tacizi Anlattı; Medya Lağım Çukurudur

Yazar Hasan Ali Toptaş’ın kadınlara yönelik taciz eylemlerini kabul etmesinin ardından gazeteci Melis Alphan yıllar önce dedesinin arkadaşı olan tanınmış bir basın mensubu tarafından taciz edildiğini açıkladı. İşte ayrıntılar.11 dk


Yazar Hasan Ali Toptaş’ın kadınlara yönelik taciz eylemlerini kabul etmesinin ardından sosyal medyada konuyla ilgili pek çok paylaşım yapılıyor günlerdir.

Gazeteci Melis Alphan’ın bugün (13 Aralık Pazar) Twitter üzerinden yaptığı yıllar önce dedesinin arkadaşı olan tanınmış bir basın mensubu tarafından taciz edildiğine dair açıklamalar çok ses getirdi.

Kadın hakları alanında haberleriyle bilinen gazeteci Melis Alphan 22 yaşında dedesinin arkadaşı bir gazeteci tarafından “taciz edildiğini” açıkladı. Bu açıklamasıyla medyanın gündemine oturan Alphan, taciz olayının detaylarını Medyaradar’ın usta röportajcısı Figen Balcı’ya anlattı.

FB: Melis’ciğim sen bugün Twitter’dan yaptığın bir açıklama ile gündeme geldin. Uzun yıllar gazetecilik yaptın. Önce eğitim ve meslek hayatından başlamak istiyorum sonra bugünkü tweetine gelmek istiyorum. Nasıl bir eğitim aldın, gazeteciliğe nasıl karar verdin önce onu anlatır mısın?

MA: İzmir’de doğdum büyüdüm. Dedem gazeteciydi Cumhuriyet gazetesinde idari müdürdü daha doğrusu ben de küçükken hep gider gelirdim gazeteye ama küçüklüğümde gazeteci olmak istiyorum diye bir şey yoktu ama böyle hani okuyan yazmayı çok seven bir çocuktum, aynı zamanda resim yapıyordum resim eğitimi alıyordum. Üniversitede tasarım okudum İzmir’den sonra İngiltere’ye gittim dört yıl orada tasarım okudum sonra Türkiye’ye döndüm ama kendi alanımda istediğim gibi bir iş bulamadım. Onun üzerine iş aramaya başladım ama ne işi dersen aklımda bir iş yoktu. Sonra bir arkadaşımın vesilesi ile Vizyon Dergisi’nde moda editörü aradıklarını öğrendim ve orada çalışmaya başladım.

FB: Vizyon Dergisinde moda editörü olarak başladı yani basın hayatın?

MA: Evet medyaya girişim öyle oldu diyeyim yani gazeteci olmak için değil moda üzerine daha çok bir şeyler yaparım diye düşünüp girmiştim fakat sonra daha sonrasında bir yıl filan sonra olmalı, oradaki müdürüme Radikal’den teklif geldi ve benimle birlikte birkaç kişi biz Radikal’e geçtik. Yani gazetecilik hayatım Radikal’de başladı aslında sonra Milliyet, Hürriyet…

FB: Evet özellikle Hürriyet’teki “Ayna“ tabi benim de yıllarca takip ettiğim keyifle okuduğum bir köşeydi. Zaman zaman da senin biraz sert eleştirilerin olurdu ve gündem olurdun yazılarınla. Çünkü moda eğitimi de aldığın için o “Ayna”yı çok doğru bir yerden tutuyordun sanıyorum sen değil mi?

MA: Yani öyle yapmaya çalışıyordum. O epeyce popüler bir köşeydi ama ben sonrasında zorla yapıyordum.

FB: Neden?

MA: Çünkü ne olursa olsun nasıl diyeyim; tabi ki amacım o değil ama insanları kıyafetleri üzerinden eleştirmek çok doğru gelmedi. Aslında bu işe başladığımda “Boy Aynası”nı yapıyordum Milliyet’te. Orda daha çok kamusal figürlerin siyasetçilerin dünya liderlerinin kıyafetleri üzerinden verdikleri mesajları, o kıyafetlerle nasıl bir iletişim yaptıklarına dair bir şeyler yapıyordum. Bu “Ayna” nasıl diyeyim onun biraz daha matrak hali gibiydi.

FB: Evet biraz daha magazin içeriyordu galiba değil mi?

MA: Yani tabi sonuçta magazin ekindeydi. Yani ne bileyim işte hoşlanmamaya başladım yaptığım işten çünkü insanların giysileri üzerinden nasıl bir iletişim kurduklarını anlatmıyordum orada insanların giysilerini bir şekilde tenkit ediyordum, dolayısıyla artık bunu yapmak istemiyordum. Zaten Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra da bir daha yapmadım.

FB: Melis sonrasında neler yaptın şu anda ne işle meşgulsün?

MA: Şu anda ben aslında başka bir iş yapıyorum yani yine yazı çizi ile ilgili strateji ajansında çalışıyorum yine metinler yazıyorum vs. ama esasen aktif olarak gazetecilik yapmıyorum. “Artı Gerçek”te yazdım birkaç sene hani orada ara ara yazıyorum ama aktif bir gazetecilik yapmıyorum açıkçası.

FB: Gazeteciliği aktif olarak yapmak ister misin özlüyor musun?

MA: Son üç yıldır Artı Gerçek’te yazıyordum orada çok haber yaptım aslında yapmıyor değilim Artık zaten haberi sosyal medyadan da verebiliyorsun yapabiliyorsun kendimi gazetecilik yapmıyor gibi hissetmiyorum ama profesyonel anlamda bir kuruma bağlı olarak gazetecilik yapmıyorum.

FB: Anlıyorum haklısın aslında gazetecilik bir yaşam biçimi aslında hiç bitmiyor insan ömür boyu haber almayı ve haber vermeyi adeta bir refleks olarak da sürdürüyor değil mi?

MA: Evet öyle tabi belki de kişiliklerimiz uygun olduğu için bu işi yapıyoruz.

FB: Melis, medyadaki son yıllardaki değişimi nasıl değerlendiriyorsun, bir yanda “havuz medyası” olarak adlandırılan bir grup diğer yanda ise “muhalif” olarak tanımlanan basın mensupları var. Gazeteciler kutuplaştı son yıllarda ve medyada ciddi bir yarışma var. Basın mensuplarının bu kadar politize olmasını doğru buluyor musun?

MA: Yani o merkez medya dediğimiz şey ortadan kalktı. Ben medya uzmanı filan değilim ama bir gazeteci olarak bu durumu içler acısı olarak değerlendiriyorum. Ben 42 yaşındayım 20 sene zaten gazetecilik yaptım ben bu meslekte daha genç olan meslektaşlarım adına üzülüyorum aslında çünkü çalışabilecekleri kurumlar çok çok az. Dolayısı ile bağımsız gazetecilik yapmak hiç kolay değil çoğunlukla güvencesiz çalışmak, insanların geçimlerini sağlayabilmesi için parça başı iş yapmak veya işte ne bileyim sigortalı olması önemli. Gazetecilik adına çok zor bir dönem bir yandan da zaten medya dijitalleşti orada da büyük bir değişim yaşanıyor ve gerçekten zor bir dönem. Dediğim gibi mesleğin başındaki arkadaşlarım için bu çok önemli; gazetecilerin sürekli suçlu muamelesi gördüğü, terörist diye yaftalandığı, haberleri yüzünden dava edilip yargılandığı hatta hapse atıldığı bir ülkede mesleğe yeni başlayanlar için tablo biraz iç karartıcı. Sonuçta bu da aşılacaktır diye umuyorum. Bence gazetecilik şöyle olmalı; ben “hak gazeteciliği” yapılması gerektiğini düşünüyorum, “tarafsız” denen o şey bence çok anlatmıyor gazeteciliği çünkü hak gazeteciliği yaptığınızda haksızlığa uğrayandan yana olmalısınız, adaletsizliği, haksızlığı ortaya koyarsınız. Siz her habere öyle bakarsınız.

FB: Doğrudan yana gazetecilik yani değil mi?

MA: Evet yani mesela bir yere bir bilmem ne tesisi yapılacak bir fabrika yapılacak ya da bir termik santral yapılacak siz buna sadece ekonomi sayfalarında bir ekonomik faaliyet olarak yer verirseniz bu doğru bir gazetecilik değil. Siz bunun aynı zamanda çevreye, halk sağlığına etkilerini içeren bir haber yaptığınızda işte bu hak gazeteciliğidir. Çünkü sadece ekonomik yatırım değil o, dolayısı ile her haberi bu gözle yapmak gerektiğini düşünüyorum. Zamandan, dönemden her şeyden bağımsız olarak gazetecilik bu olmalı.

FB: Bugün Twitter üzerinden yaptığın açıklamaya gelirsek şöyle başlamışsın; “ Medya lağım çukurudur…” demişsin. Bu tabi çok rijit bir söylem olmuş. Bu hissi sana yaşatan ne oldu? Altında tabi açıklamışsın bir taciz olayı var çok genç yaşta sen mesleğin çok başında iken yaşadığın bir olay. Bir genelleme yapmışsın ve bu konuda eleştirel tweetler de yazılmış.

MA: Evet aslında biraz abartılı bir söylem oldu ama ben genelleme yapmadım. Kendi yaşadığımı ve tanıklığımı söyledim. Orada dedim ki biz şunu gördük; bizim çalıştığımız genellikle merkez medyaydı oralarda eskiden solcu olan pek çok insan vardı. Tabi ki bunların hepsi bizi taciz etti demiyorum ama böyle bir tipoloji vardı ve hatta bu lafı da “gençliklerini doyasıya yaşayamadıkları için” diye bir ibare koydum oraya o da aslında onların kendi ifadeleridir yani “Biz gençliğimizde bacım diye bakardık, biz hiçbir şey yaşayamadık” böyle gerekçelendiriliyordu. Ama ben böyle gerekçelendirmiyorum tabi ki ama böyle bir stereotip (kalıp davranış) vardı. Ben demiyorum ki bütün solcular böyledir. Aynı zamanda diyorum ki dedem en sevdiğim insandır ve devrimci bir insandı yani öyle bir genelleme yapmam mümkün değil tabi solcularla ilgili ama kendi yaşadığım şey içinde bir genelleme yapabilirim ama İslamcı medyada çalışan başka bir kadın da kendi tecrübesini anlatabilir, ben orayı bilmiyorum çünkü ben o kurumlarda çalışmadım. Yoksa bu asla bir ideolojiye, bir kesime, bir mahalleye has bir şey değil, öyle olamaz, bu bir erkeklik sorunu. Ben kendi tanıklığımı, kendi yaşadığımı paylaştım sadece ama ona bile itiraz ediliyor ama ben bunu yaşadım yani.

FB: Elbette sen bunu yaşadın ve bu kadar yıl içinde tutmuşsun, bunu söylemek bir kere çok güçlü bir duruş gerektiriyor ben seni tebrik ediyorum bir kadın gazeteci olarak gerçekten. Çünkü bu tür tacizleri, bu tür ahlaksızlıkları görmezden gelmek ya da sessiz kalmak aslında bu davranışları yapanları daha da cesaretlendiriyor ve ondan sonra bu patolojik davranışlar devam ediyor tabi. Peki, sen bunu neden bugün söyleme gereği duydun? Seni bir şey mi tetikledi neden bugün yaptın bu açıklamayı?

MA: Şöyle ki; Hasan Ali Toptaş’ın röportajı tetiklemiş olabilir, iddiaları reddettiği ve kadınları suçlayıcı bir dille verdiği röportaj tetikledi beni evet bu seslerin daha da çoğalmasını gerektiğini düşündüm. Ben aslında bir ifşa peşinde değilim ben bir isim söylemedim, kimse de bunu eleştiremez bu bir tercih meselesi isteyen istediği kadar konuşur ben hep bunu savunuyorum. Kendim de zaten haberleştirdiğim vakalarda hiç bir zaman gerçek isim kullanmadım ama ifşayı çok değerli buluyorum, ben bu kadarını yapabildim, sebepleri var. Bugün o röportajı okuyunca ben de sesimi çıkarmak istedim. Gerçekten medyada bu kurumsallaşmış bir şey biz bunu o kadar kabullenmiştik ki yani. Benim de son 5 yıldır gözüm açılmıştır, ben de bununla beraber yaşadım yani göre göre yaşaya yaşaya… Bizim tahammül etmemiz gereken bir şey gibi görülüyor bütün sektörlerde böyle… Dediğim gibi kendi bulunduğum yerden kendi tecrübemi aktarmak istedim. Belki de diğer kadın gazeteci arkadaşlarım da paylaşacaktır.

FB: Belki bu söyleminle bir yol açacaksın başka ifşalar da gelir…

MA: Yol açmak gibi büyük bir laf kullanmayayım ama belki onlarda da bir şeyleri tetikleyecektir onlar da konuşmak isterler diye sesimi çıkarmak istedim, yaşadığımı anlatmak istedim.

FB: Sen bir de dedenin arkadaşı olan bu kişi tarafından tacizi yaşadıktan sonra aynı ortamda çalıştığını neredeyse saklambaç oynadığını da yazmışsın.

MA: Aynı ortam şöyle yani bina aynı çalıştığım dergide değil, bulunduğum katta değil ama bina aynıydı. İnsan o kadar geriliyor ki hep bir stres kaynağı giriş çıkışlarda. Belki orada yıllarca çalışıp görmeyebilirsin ama görebilirsin de öyle bir durumdu yani…

FB: Peki, gördün mü o bir buçuk yıl içinde seni taciz eden bu kişi ile hiç karşılaştın mı?

MA: Şöyle; oradan ayrılmaya çok az kala bir gün kapıda gördüm ve tekrar geri döndüm binaya girmedim başka sokağa girdim.

FB: Bu kişi seni hiç daha sonradan arayıp özür dilemedi mi, pişmanlığını ifade etmedi mi? Bunca yıl bu konuda hiç af dilemedi mi?

MA: Hayır. Benim de öyle bir beklentim yoktu zaten.

FB: Başkalarında aynı şeyi yapmış mı bu kişi? Böyle şeyler duydun mu hiç? Aynı binada olunca bir de bilinen ve tanınan bir kişi olduğunu söylüyorsun.

MA: Bilmiyorum çünkü ben zaten mesleğin çok başındaydım, şimdiki halimle alakam yoktu. Sadece bir çalışma arkadaşıma söylemiştim. Şefime bile söylememiştim ki söylenmeyecek biri değildi kesinlikle ama işte böyle bir şey gençken bunu yaşamak özellikle çok zordu, belki 22 yaş çok küçük sayılmaz kimilerine göre ama benim kafam küçüktü yani anlatabiliyorum muyum.

FB: Tabi ki aslında pek çoğumuz için çok tecrübesiz, çok temiz, hakikaten çok saf yaşlardı…

MA: Belki ben daha geç olgunlaştım başkaları için 22 yaş çok küçük olmayabilir tabi.

FB: Tabi ki o içinden geldiğin ailenin sana karşı tutumu, o hayatla karşılaşman, çevrenin daha korunaklı ve biraz daha bunlardan uzak yaşamış olman elbette daha saf kalmanı sağlayabiliyor ve iyi ki öyle olmuş. Bu büyük bir travma elbette. Kadına taciz dünyanın bir sorunu aslında ama bazı ortamlarda daha çok konuşulur mesela Yeşilçam için hep söylenir, öte yandan yaklaşık üç yıl önce Holywood’daki ünlü bir yönetmenle ilgili 70’e yakın taciz iddiasında bulunuldu ve aralarında hakikaten çok ünlü oyuncular da vardı. Aslında bir kişi sesini çıkardığında çorap söküğü gibi gelebiliyor peşinden pek çok kişi konuşabiliyor. Sen bu olaydan sonra neler hissettin, neden bunu yaşadım, erkekler neden böyle gibi sorguladın mı?

MA: Ben tabi ki bütün erkekler böyle demek istemiyorum saçma sapan erkek düşmanı gibi de anlaşılmak istemem ama bu sonuçta ataerkil bir düzenin yansıması. Bunu pek çok erkek kendinde hak görüyor ve her zaman sanki kadın bir şey yaptı gibi algılanıyor ve kadın kendini suçlu hissediyor çünkü kadınlar böyle büyüyor.

FB: Tabi maalesef böyle söylemler de var toplumda kadın ümit vermezse yahut ona kapıyı açmazsa olmaz gibi bunun çok argo tabirle ifadeleri maalesef toplumda sıklıkla ifade ediliyor ve adeta kültürümüze yer etmiş söylemler mevcut bununla ilgili, hep kadına atfediliyor bu tür şeyler ve erkek sıyrılıverebiliyor o sebeple bu tür söylemler çok kıymetli… Bu dik duruş, bu güçlü duruş çok kıymetli çünkü suçu işleyenin bunu kabul etmesi gerekiyor. Seni taciz eden bu kişi şimdi hayatta mı Melis, yaşıyor mu hala ?

MA: Evet yaşıyor hala hayatta…

FB: Gelse senden özür dilese Melis, ne dersin ona?

MA: Hiç sanırım… Hiç muhatap olmak istemem. Şöyle yani bu şu anda beni çok üzen çok etkileyen bir şey değil ben o zaman çok genç ve mesleğe yeni başlamış biri olarak çok etkilenmiştim tabi çok üzülmüştüm ama bugün öyle değil tabi.

FB: Sen mesleği bile bırakabilirdin aslında değil mi çekip gidebilirdin belki oradan?

MA: Olabilirdi ama şunu da herhalde gördüm ben bunu sadece mesleğe has bir şey değil de her meslekte olabileceğini de gördüm yani ben başka bir sektörde çalışsam yine benzer şeyler ya görecektim ya yaşayacaktım. Tabi ki beni çok kötü etkiledi o dönem birkaç yıl boyunca ama ondan sonra ben bunu dalgaya vurmaya başladım.

FB: Yani bir şekilde üstesinden gelmeyi başardın sen bu travmanın.

MA: Tabi yani sonuçta zaten bir şey yapamadı bana ama yine de yaptığı şey tabi ki bir basit cinsel saldırıdır neticede… Ben dediğim gibi bunu sonradan dalgaya vurmaya başladım ve çok kişiye anlattım diyoruz ya böyle içimizde kalmasın…

FB: Basın camiası küçük bir camia aslında ve hepimiz bir şekilde bir birimizi biliyoruz tanışmasak bile biliyoruz, gıyaben biliyoruz… O kişiyi hiç ismi ile birlikte ifşa ettin mi peki çevrene, meslektaşlarına anlatırken? Sen şimdi ismini vermiyorsun, vermek istemiyorsun ama etrafındakilere söylemiş miydin kim olduğunu?

MA: Arkadaşlarıma anlatmıştım yani yakınımdakilere.

FB: Sonuçta kim olduğunu bilenler var yani, bu da kıymetli aslında çünkü bazen hiç beklemediğimiz çok ideal kişilerin çok patolojik ve karanlık tarafları olduğunu görebiliyoruz. Melis sen mesleğe, gazeteciliğe yeni başlayan hemcinsimiz olan meslektaşlarımıza ne söylemek istersin böyle ataerkil ve saldırgan tavırların üstesinden gelmek için ne yapmak lazım?

MA: Meslekte kadın dayanışması çok önemli bunu güçlendirmenin yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca, şimdi kadınların sesini daha çok çıkardığı ve sosyal medyanın da son derece güçlü olduğu bir dönem o sebeple onlar kendilerini yalnız hissetmemeliler çünkü yalnız değiller ve bunu biliyorlar, onlar daha cesur davranabilirler ve bence davranıyorlar zaten.

FB: Kadın tacizlerini önlemek, kadına saldırılara karşı durmak için çalışan pek çok kadın derneği ve platform var hiç bu konularla alakalı sosyal bir proje içinde oldun mu ya da olmayı düşünür müsün Melis?

MA: Ben bir gazeteci olarak onların yaptıklarını aktarmak görevim ve onların içinde gibiyim zaten ve onlar için kullanabileceğim en iyi şey kalemim, sözlerim vs ve o şekilde onlara destek vermeye çalışıyorum.

FB: Melis senin çocuğun var mı?

MA: Hayır yok.

FB: Peki bir kızın olsa onu böyle şeylere hazırlar mıydın?

MA: Bu çok zor… Çok korkardım herhalde… Kız ya da oğlan fark etmez de bütün bunlara tanık olduktan sonra sürekli çocuğa istismar vakaları yazıyorum vs çok evhamlı ve endişeli olurdum herhalde.

FB: Böyle bir travma yaşadığın için ayrıca daha da endişeli olur muydun çocuğun olsaydı?

MA: Sonuçta ben bir gazeteci olarak çok fazla bütün kötü şeylere şahit oluyor ve bunları haber yapıyorum o yüzden herhalde daha kaygılı olurdum.

FB: Melis çok teşekkür ederim bunları bana samimiyetle anlattığın için. Açıklaman ses getirdi ve ben bir kadın meslektaşın olarak buna duyarsız kalamazdım sesine ortak olmak istedim. “Kadın kadının kurdudur” sözünü hiç sevmiyorum ben ve kadın dayanışmasına çok inanıyor ve kıymetli buluyorum. Elbette bu cinsiyetçi bir ayrıştırma ya da erkekleri ötekileştirip düşman görme temeline dayanmıyor.

MA: Ben de teşekkür ederim tabi ki zaten bunlara maruz kalanlar kadınlar olduğu için bizim dayanışma içinde olmamız çok önemli.

Hasan Ali Toptaş Olayı ve İşte Ayrıntılar: #UykularınızKaçsın’a Mail Yağıyor

 


Comments

%d blogcu bunu beğendi: