Sultanahmet’teki Yılanlı Sütun’un Hikayesi

İstanbul'da yanından geçip gittiğimiz güzelliklerden biri olan Yılanlı Sütun'un, bulunduğu şehri, sürüngen istilalarından (akrepi yılan, çıyan vb) koruduğuna inanılırmış.2 dk


Her gün yanından geçtiğiniz, gördüğünüz ama hikâyesini bilmediğiniz bir sürü nesne ile karşılaşırız. Oysa, nesneyi değerli yapan, onda anlam kazanmış bir süreçtir. Sultanahmet Meydanını gezdiğinizde, bir sarmal görürsünüz, bronzdan yapılmış bir sarmaldır ama hikâyesini bilmeden, yanından geçer, gideriz. “Burada bir Yılanlı Sütun varmış” deriz sadece. Peki, nedir o
yılanlı sütunun hikâyesi?

MÖ. 479 yılında yapılan Platea Savaşı, son büyük Pers-Kent Devletleri savaşıydı. Savaşı kaybeden Xerxes, ümidini kaybetmiş ve fetih ettiği yerleri, Valisi Mardenios’un bırakıp, ülkesine geri dönmüştür.

Bu anıt İstanbul’un en eski eserlerinden biri.

Galipler ise (kimi yerde 34 şehir devleti, kimi yerde 31 şehir devleti olarak geçer) elde ettikleri bronz ganimetleri eriterek, üç adet yılanı, birbirine sarılmış 29 boğumdan meydana getirmişler.

Sütunun başına da yılanların başını yerleştirmişler. Yılanların üzerine de, altın bir kazan koyup, içinde, sonsuza kadar anacak bir ateş yakmışlar. Bu ateş, savaşın galiplerinin özgürlük ateşini simgeliyormuş. Sütunun alt tarafına da, savaşa katılan ve galip gelen kent devletleri, adlarını yazmışlardır.

Roma imparatoru Konstantin, başkenti Roma’dan İstanbul’a taşıyınca, MS 324’te, bu Yılanlı Sütun’u, Delphi Kentindeki, Apollon Tapınağından getirtir.

Sütunun, tapınaktaki temeli, günümüzde halen Delphi’deki Apollon Tapınağı’nda bulunmaktadır. Tabi ki, sütunun en üstündeki “Altın Kazan”, Konstantin’nden çok önce yok olmuştur.

Sütun hipodrom meydanına ise 324 yılında getirtilmiş.

Sütun, İstanbul’a geldikten sonra, yıllar içinde, yılan başları da yok olacaktır. Kimi rivayete göre, yılanların başının birisini Fatih Sultan Mehmet, mızrak fırlatırken kırmıştır, diğerini II. Selim gürzü ile kırmıştır denmiştir, 4. Haçlı seferinde Normanlar (Fransa’ya ve Sicilya’ya yerleşmiş Vikingler) kırdı denmiştir.

1848 yılında, Ayasofya’nın tadilatı sırasında, Mimar Fossati, kırılan yılan başlarından birini, Ayasofya’nın bahçesinde bulmuş ve Vezir Mustafa Reşit Paşa’ya teslim etmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesinde, sergilenmektedir.

Sütunun, bulunduğu şehri, sürüngen istilalarından (akrepi yılan, çıyan vb) koruduğuna inanılırmış.

Ne diyor büyük Şair Mehmet Akif “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!”


Comments

%d blogcu bunu beğendi: