Netflix’in Sherlock’u; The Irregulars’a dair

Netflix dizisi The Irregulars'ta izleyicileri, alışılmışın dışında bir Sherlock tasviri bekliyor. Ama zaten konumuz Sherlock değil. 3 dk


Sir Arthur Conan Doyle’un ünlü dedektifi Sherlock Holmes yeni bir uyarlamayla karşımızda. The Irregulars Netflix’te yayında. Diziye dair incelemeler birbiri ardına gelmeye başladı. Genel olarak incelemelerin de Sherlock üzerine yoğunlaşmış olduğunu görüyoruz. Oysa bu dizi ünlü dedektif üzerine yapılmadı. Ve bunu kabul etmekte de zorlanmıyoruz.

Tom Bidwell’in yarattığı dizi, Londra’yı doğaüstü unsurlardan kurtaran ve Sherlock’la Dr. Watson için çalışan sokak çocuklarına odaklanıyor. Dizinin tanıtımlarında da bu şekilde özetleniyor konu.. Ancak bu ifadenin kesinlikle yeterli olmadığını diziyi izleyince anlıyoruz.

İnceleme yazarlarının suçlu kovalama ve çözme işini başarıyla yapan sokak çocuklarını bırakıp hala Sherlock üzerinden gitmelerini kolaycılık olarak gördüm. Ve tam da narsist Sherlock’un karakterine uygun bir tavır göstermişler. Oysa bu dizinin kahramanları gençler. Bea, Spike, Billy, Jessie ve buhranlı ve monoton hayatından kaçarak onlara eklenen hasta prens Leopold.

Spike, Billy, Jessie.

Sherlock ve Watson yerine cinayetleri onlar çözüyor. Ve bu cinayetler kanlı canlı insanlar tarafından işlenen cinayetler de değil; paranormal aktiviteler sonucu işlenen cinayetler. Londra’da yıllar sonra yeniden açılan bir yarık ve oradan doluşan “hayaletlere” kafa tutan çocuklar. Ve bunu psikopat Watson’a rağmen başarıyla yapıyorlar. Bazı yazarların belirttiği gibi Sherlock ile Watson’un hedefinin çocukların çözdüğü cinayetlerin başarısını üstlenmek olmadığını da belirtelim.

Karakterlerin her biri özenle kurgulanmış ve cast seçimi de diğer dizilere göre ilk kez bu kadar başarılı yapılmış. Dizide Doyle’un karakterleri bambaşka bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sherlock’un ev sahibi bayan Hudson örneğin. Lestrade de nefret edilesi bir karakter olarak karşımızda. Dr. Watson ise ondan da kötü karakterize edilmiş. Nasıl mı olmuş? Daha inandırıcı diyebilirim. Doyle’un Watson’ı Sherlock’u her haliyle kabullenen ve koruyan insanüstü bir canlı gibiydi zira.

Yaratıcının özellikle Prens Leopold’u sokak çocuklarına eklemesi gayet başarılı olmuş. Bu aynı zamanda bir monarşi eleştirisi de diyebiliriz ve yazar bunu başarıyla yapmış. Leopold soğuk tehditkar ve tacizkar ortamından her fırsatta sokak çocuklarına koşuyor ve iyi eğitimli olduğu için cinayetleri çözmede öne çıkıyor.

Karşımızda çocuk gençlerden oluşan karma bir dedektif çetesi var. Onların cinayetleri çözme yeteneği kadar yaşayışları ve ilişkileri de ilgiyle izletiyor diziyi. Londra’nın bambaşka bir yüzüne tanık oluyoruz. Ve bu bile hayranlık yaratıyor doğrusu çünkü Londra kadim bir şehir ve kültür.

Londra’nın göbeğinde açılan yarık.

Madem The Irregulars’ı (Düzensizler) yazıyoruz hiç gereği olmadığını düşünsem de bir hayran olarak Sherlock’u da yazmadan geçmeyelim.

Ünlü dedektif, hayaletlerle yüzleşiyor bu sefer. Londra’nın göbeğinde öbür dünyadan gelen “hayaletler”e yol veren yarığın açılmasında da onun ve biricik yardımcısı Watson’un bir şekilde payı var. Ve ironik olarak, Conan Doyle da hiç “dünyevi” görüşlere sahip biri değildi. Ünlü yazar, spiritüalizm ve doğaüstü güçlerle ilgili birçok deneme yazdı ve hayatının son 14 yılını ölülerle iletişim kurmanın mümkün olduğunu savunarak geçirdi. Dizi bu açıdan da Sir Arthur Conan Doyle’a bir selam çakmış gibi görünüyor.

Ekibin lideri Bea.

Bazı dizi inceleme yazarları dizinin orijinal Sherlock Holmes anlatılarından bir diğer farkının da dedektifi çok daha güçlü bir sevme yeteneğiyle tasvir etmesi olarak yazsa da ben buna kesinlikle katılmıyorum. Sherlock bildiğimiz Sherlock’dan daha zalim. En azından ilk bölümlerde. Sonrasında değişir mi bilemem ve buraya kadar yaptıklarını neyle geçiştirilir o da meçhul. Ona şimdilik çok da sempati ile pek bakamıyoruz maalesef.

Yeni Sherlock Holmes’ün en zayıf noktasının aşk olduğu söyleniyor. Ve Netflix’in ses getiren dizisinin, bu özelliği dokunaklı bir biçimde izleyiciye sunduğu belirtiliyor. Buna da katılamıyorum zira Sherlock bildiğimiz toksik Sherlock’tan da daha zalim bir şekilde aşkına bir şekilde bile isteye zarar veriyor.

Bea ve Jessie.

Nihayetinde The Irregulars’ta, Sherlock Holmes hikayenin kahramanı değil. Artık Sherlock’un dünyasının yeni genç kahramanları var ve enerjileriyle olayları çözme biçimleriyle hayranlık uyandırıyorlar. Onlarla ilgili şaşırtıcı gerçeklerin de birer birer ortaya çıktığını da belirtelim spoiler vermeden.

Kadın kahramanların başrolde olduğu film ve diziler yayınlaşırken The Irregulars da onlara artı bir olarak eklenmiş diyebiliriz.

Kesinlikle izlenilesi bir suç ve gerilim dizisi olmuş.


Comments

%d blogcu bunu beğendi: