Metroda Gidiyoruz

Kanarya yine ötmeye başladı. Birden hatırlıyorum. Benim okumam gereken bir kitabım vardı. Metroda gidiyoruz...2 dk


Metroda gidiyoruz. İçerisi çok kalabalık, kendime oturacak bir yer bulabilmem zaman aldı. Bir uğultu, bir karmaşa hakim. Bir yandan farklı kokular doluyor vagonun içine. Taptaze çiçekler gibi olağanüstü bir kadın parfümü geliyor burnuma. Hemen sonra çürümüş et kokuyor. Ve kusmuk. Sonra yeni çekilmiş kahve kokusu… Nefis!

Karşımda oturan kadın cebinden parlak bir şey çıkardı. Yoksa? Evet, jilet bu. Son derece keskin, pırıl pırıl bir jilet. Ne yapacak ki metroda jileti diye düşünüyorum. Gözlerimi de kadından ayıramıyorum.

Yine burnuma bir koku geldi. Bu da sevdiğim kokulardan. Yasemin… Mis gibi! Tam arkamdan geliyor koku sanki. O ne öyle? A aa metronun camlarını yasemin kaplamış. Ne kadar güzel… Nereye kök salmış acaba? Anlayamıyorum ama çok hoşuma gidiyor.

Ben yasemin kokusuyla mest olmuşken karşımdaki kadın bir çığlık atıyor. “Nefret ediyorum bu kokudan! Defolsun gitsin! Duymak istemiyorum ben bu kokuyu!” Elindeki jileti sıkı sıkı tutuyor. O sırada kadının çok genç olduğunu fark ediyorum. 30’una bile gelmemiş.

Çok yaşlı bir amca geliyor tam benim oturduğum yere. Çok yaşlı ama dingin, mutlu bir hali var. Gülümsüyor bana. Hemen fırlıyorum yerimden. “Buyurun amcacığım. Siz oturun. Ben diğer vagona geçerim.”

“Hayır, hayır kızım. Lütfen kalkma. Ben birazdan ineceğim zaten. Senin daha çok yolun var.”

Ben de amcaya gülümsüyorum ve tekrar oturuyorum yerime. Amca da kapıya doğru yavaş yavaş ilerliyor.

Genç kadına çeviriyorum kafamı. Nefretle bakıyor. Bana değil sadece herkese nefretle bakıyor. Jilet hala avucunun içinde. Kan mı o kapalı avucundan incecik bileğine doğru sızan? Bir hışımla yerinden kalkıp kapıya doğru gidiyor. Amcanın yanında beklemeye başlıyor. İnecek herhalde. Kan bileğinden dirseğine ulaştı. Ve dirseğinden karnına damlamaya başlıyor.

İncecik ama sürekli. Amca gülümseyerek bakmıyor nedense. Halbuki çok güler yüzlü bir amca. Çok üzgün bakıyor kadına. Galiba gözleri de yaşarmış.

Ben de hüzünleniyorum bir anlığına. Kanarya sesiyle hüznüm dağılıveriyor. Cıvıl cıvıl ötüyor kanarya. Ne kadar yakından geliyor bu ses? Bir zamanlar benim de bir kanaryam vardı. Aynı onun gibi ötüyor. Nasıl mutlu oldum… Nerede acaba bu kanarya? Etrafıma bakıyorum. Gördüm onu. Vagonun körük kısmında orta yaşlarında bir adam var. O adamın
omzunda duruyor kanarya. Arada bir soluklanıp, tekrar şarkısına devam ediyor.

Aklıma bir şey takıldı. Adamın arkası dönük ve körüğün kıvrımlarına bir şeyler yapıştırıyor. Körüğü bantlıyor sanki. Hava soğudu bir anda. Sanki metronun içinde fırtına çıktı. Buz kesti ellerim. Nasıl olur? İçerisi sıcacıktı.

Körükten geliyor soğuk. Gördüm onu! Kocaman bir delik var körükte. Oradaki adam da deliği bantlamaya çalışıyor. Baya zorlandı adamcağız. Delikten çok kuvvetli geliyor soğuk hava. En sonunda bantladı deliği. İçerisi yine sıcacık. Bu adam sayesinde donmuyoruz demek ki! Hiç bilmiyordum.

Kanarya yine ötmeye başladı. Birden hatırlıyorum. Benim okumam gereken bir kitabım vardı. Hemen çıkarıyorum kitabımı. Nerede kalmıştım? Mutlaka işaretlerim kaldığım yeri. Ve altını çizerim hoşuma giden, önemli bulduğum satırların. Ortalara kadar gelmişim neredeyse. Ne zaman başladım, ne zaman bu kadar okudum farkında değilim. Çok sevdim bu kitabı.

Başlıyorum kaldığım yerden devam etmeye. Mutluyum. Kapıya doğru bakıyorum. Yaşlı amca ve genç kadın yok. İnmişler. Benim ineceğim durağa daha çok var. Bu da bana bu gürültülü vagonda huzur içinde kitabımı okuma fırsatı verecek. Bu metroya bindiğim için mutluyum.


Comments

%d blogcu bunu beğendi: