Bir Başkadır Dizisi Üzerine

Dizi "elit sekülerlerin" muhafazakar başörtülüleri sancılı bir şekilde kucaklaması teması üzerine kurulmuş lakin bunu yaparken her iki kesim de rencide ediliyor.3 dk


Netflix’te yayınlandığı andan itibaren çok konuşulan Bir Başkadır dizisiyle ilgili genel bilgileri verelim önce… Dizinin tanıtımı şöyle yapılıyor:

“Hayatları farklı, hayalleri farklı, korkuları farklı. Birbirlerine zıt görünseler de yolları kesiştiğinde sınırlar ortadan kalkacak ve hepsi birbirinin hayatına dokunacak.”
Başrolde, Öykü Karayel, Fatih Artman, Funda Eryiğit var diziyi ortaya çıkaranlar ise Berkun Oya ve Ali Farkhonde. 8 bölümlük bir mini dizi bu. Birinci bölümden sonra dizi kendi kendine aktı gitti doğrusu insan merakla izlemiyor çünkü.
Dizide “farklı sosyo-kültürel geçmişlerden gelen bir grup benzersiz karakterin buluşmasına” çok şaşırmamızı bekliyorlar lakin olmuyor. Çünkü gerçekçi değil, çünkü bu karşılaşmalar artık şaşırtıcı değil. Sahiden bir düşünün bakalım iki kesim (Muhafazakarlar ve laik “elitler”) olarak işlenen gruplardan hangisi birini herhangi bir yerde görünce şaşırıyor? Günümüz Türkiyesi’yle hiç bağdaşmayan bir çıkış noktası var dizinin. İnsanlar böyle şeyleri aştı.
Elbette münferit örnekler var; yolda başörtülü kadınları sözlü tacizle rahatsız eden ya da minik etekli kadınlara laf atan fanusta yaşayan insanlar. Lakin istisnalar geneli değiştirmiyor.
Dizi baştan sona rahatsız edici. Daha ilk sahnesinden insanın ruhunu karartan ağır bir temposu var.  Müzikleri çekimleri mekanları ile günümüzü değil de 80’leri anlatıyor gibi. Hem de 80’lerin de en kötü halini. En kötüsünü de iç karartan bir şekilde anlatmayı seçmişler. Dizinin jeneriğinde kullanılan yersiz görüntüler bunun kanıtı.
Dizinin “elit seküler”leri kolay hayatlarında buhran yaşayan “entel” geçinenlerden oluşuyor. Pejmürde ilişkileri, gerçek hayatta karşılığı olmayan buhranlarıyla onlardan herhangi birine en ufak bir sempati beslemek mümkün değil. Zaten senaryoda da sık sık aşağılanıyorlar.
Psikoloğun psikoloğa görünmesi ironisi belki de dizinin tek gerçekçi sahnesi. Ve psikolog, ilk kez karşılaştığı “başörtülü” kişi nedeniyle kendisiyle hesaplaşmaya başlıyor histeri krizlerinden birini bırakıp öbürüne giriyor. Kendisini o kadar sorgulayan insanın aslında meseleyi aşmış olması da beklenir ama olmuyor. Üstelik o bir psikolog.
Dizideki herkesin mutsuz olması insanın için kıyıyor. Dramın dozu o kadar artırılmış ki manzara görüntüleri bile ona göre seçilmiş. En güzel İstanbul görüntüsü bile insanı kedere boğuyor. Seçtikleri görüntüler insanın için acıyor. Hatta yalıda yaşayan psikoloğun annesini bile görünce acıyoruz.
Dizide; ajitasyon namına ne varsa bol bol kullanılmış. Engelli birey bilhassa unutulmamış. Klişeler insanın başını ağrıtıyor. Başörtülü kadın mesela temizlikçi ve yoksul. Hani nerede tuttuğunu koparan türbanlı kadınlar? Sekülerler hep mi zengin, hiç mi fakiri yok bunların.
Din adamı karakteri de başlıbaşına yanlış işlenmiş. Dizide başörtülü karakter olan Meryem onu ziyarete gidiyor ve başbaşa görüşüyorlar. Oysa İslam dininde bir erkekle bir kadının bu şekilde yalnız kalması caiz değil, din adamının yaptığı benzetmeler düşmanca. Başbaşa görüşmeleri din adamının Meryem’e çiçek vermesi hep mesajlar içeren görüntüler bana göre. Hiçbir din adamı bir kadınla yalnız görüşmez onu bahçesine götürüp çiçek vermez.
Öykü Karayel’in performansı o kadar iyi olmasa birkaç bölüm dahi izlenmez. Konusu da çekimleri de karakterleri de oldukça durağan. “Elit” kesimin sürekli başörtülü Meryem’i konuşmaları da ayrıca rahatsız edici. Hiç mi düzgün bir karakter olmaz.
Dizi özetle Netflix’in Atiye ve Hakan; Muhafız’ından sonra tam bir hayal kırıklığı (Onlarda da ilk sezonlardan sonra bozulmalar oldu). Bu iki dizide olan parıltı Bir Başkadır da yok. İran sinemasına benzeteceğim ama onların en ağır konularında bile bir ışıltı bulmak mümkün. İran’ın Bir Ayrılık filminde örneğin rejimin en berbat tarafları anlatılsa da insan beğenerek izliyor umut ışığı taşıdığı için.
Dizi “elit sekülerlerin” muhafazakar dindar başörtülüleri sancılı bir şekilde kucaklaması teması üzerine kurulmuş lakin bunu yaparken her iki kesim de rencide ediliyor. Her iki kesimin fanusta yaşadığı bir ortamda kimsenin zeki görünmesi beklenemez zaten. Görünmüyor da… Ve bu küçümsemeyi senaryodan ziyade görüntü aracılığıyla yapıyorlar. Ayrıntıları uzun uzun çekmeleri acıma hissi doğuruyor her iki kesime de.
Dizi ve filmlerde her zaman kullanılan sivriltilmiş uçlar burada haddinden fazla inceltilmiş ve kısaca kutuplaşmanın en alasına hizmet ediyor.

Comments

%d blogcu bunu beğendi: