Houston We Have A Problem…

Dünyada bize zor gelen birçok sorunun uzayda o kadar baş ağrıtmadığına, insanların uzayda sorunları daha soğukkanlı karşılamasına bakın. 3 dk


[3d-flip-book mode=”fullscreen” urlparam=”fb3d-page” id=”2902″ title=”false”]

Ay’a gidip inemeden Dünya’ya dönen Apollo 13 gibi olsak da sorulduğunda iyiyim demeyi adet edinmişiz. Aksini söylediğimizde değişen bir şey olmayacağını bilmenin rahatlığı yok değil iyiyim dememizde. Aslına iyi değilim dediğinizde birşeyler de değişmez değil; değişir, kötüyüm dediğinizde size nasılsın diye soran kimse hemen uzaklaşır. Nezaketen bile dinlemeden arazi olanlar daha iyidir, komiktirler çünkü. Sizden hızla kaçarken enselerine doğru bir kahkaha atma ihtimaliniz de yükselir. Ancak sorununuzu çözecek-miş gibi yapıp kaçan insana sempati duymak çok mümkün değil. Bir insana yapılacak en büyük kötülük hayalleriyle oynamaktır. Ve bu artık bizim için günlük yapılan bir spor haline geldi. (Bu arada hala kendisine bir söz verildiğinde inanan oluyor mu bilmiyorum. İnanmamak en iyisi. Olursa büyük sürpriz olur. Beklenti ne kadar düşükse mutlu olma şansımız da o kadar yükselir.)

Gerçekten maddi desteğe ihtiyacı olana kimsenin destek vermemesi ihtiyacı olmayana vermeye meyilli olması da tesadüf değil. Aynı felsefe yatar bunun altında. Bir nevi arkadaşılıklar da yatırım gibi göründüğünden ve bir gün meyvesi yenilmesi düşünüldüğünden… Kimse ölü yatırıma yatırım yapmak istemez. Hepimiz birer yatırımcıya dönüştük. Kötüyüz aslında. Kötü olmak kolay çünkü, iyi olmak zor. Zor şeyleri kimse sevmez. Gittikçe daha az düşündüğümüzden biraz da her şey bu halde. Düşünmeyi sevmiyoruz. Hayat şartlarının her geçen yıl ağırlaşması çeşitlenmesi de bazı şeyleri tetikliyor. Teknoloji bizim yerimize düşünen cihazlarla çevremizi donattı. Her şeyi cep telefonumzdan bilgisayarımızdan bekler olduk. Böyle giderse birkaç yüzyıla zeka seviyemiz de bir hayli düşünecek. Kullanılmayan beyin işlevini yitirecek muhtemelen. Duygular da öyle. Sevmeye sevmeye sevmeyi unutacağız. Merhamet de sevgi gibi.

Peki hiç mi güzel insan kalmadı? Olmaz olur mu, var. Sadece o kadar çok kötü arasında iyi insanları gördüğümüzde inanasımız gelmiyor, bir kulp takma hevesine kapılıyoruz. Etrafımızda aynı zamanda karşılıksız iyilik yapan verdiği sözleri tutan, tutamayacağı sözler vermeyen insanlar da var; insanlara yatırım gözüyle bakmayan, karşılık beklemeyen… Belki henüz karşılaşmamış olabiliriz mutlaka zamanını bekliyordur o güzel tesadüf. Çünkü hiçbir şey zamanından önce olmaz. O güzel tesadüfü beklerken hiçkimseye hiçbir şey anlatmadan durmak da mantıklı değil. Zaten anlatmadan kimin ne olduğunu nereden bileceğiz.

Dünyada bize zor gelen birçok sorunun uzayda o kadar baş ağrıtmadığına, insanların uzayda sorunları daha soğukkanlı karşılamasına bakın. Uçsuz bucaksız bir evrende bir kum tanesi olduğumuz gerçeğini apaçık gördüklerinden, belki yerçekimsiz ortamda olmalarından belki de aşırı derecede hissettikleri korkudan onlar olabildiğince soğukkanlıdırlar. Sadece filmlerden de değil Apollo 13’ün macerasını hatırlayın. Dünya’dan yaklaşık 320 bin km. uzakta, Apollo uzay aracında meydana gelen aksilikler sonucu bu araç uzaya gitmeyi başarmış fakat Ay’a iniş yapamamıştı. Fırlatılmasından 56 saat sonra, Dünya’dan 330 bin km uzaklıkta astronot John l. Swigert komuta merkezinden gelen taleple oksijen tanklarını karıştırmış, switch’e basmasından birkaç saniye sonra uzay aracında sarsıntı olmuş ve araç savrulmaya başlamıştı. Astronot Lovell, bilinen meşhur sözü söylemişti o dakikalarda: “Houston we’ve got a problem (houston bir sorunumuz var)”

Patlamayla güç kaybetmeye başlayan araçta mürettabat bunun asteroit çarpmasından olduğunu düşünmüş, merkez ise telsiz bağlantısını kaybetmiş ve bunun antenin yönünün değişmesi nedeniyle olduğunu tahmin etmiş yrıca aracın göstergelerindeki ölçüm hatası da bir diğer tahmin olmuştu. Astronot Lovell Apollo aracını kontrol etmeye çalışmış bu sırada sol tarafındaki pencereden uzaya bir gaz salındığını ve bunun oksijen olduğunu rapor etmişti. Merkezden astronotları şaşırtacak bir hamle gelmiş, aracın 1 ve 3 nolu yakıt hücrelerine giden valfleri kapatmaları gerektiği söylenmişti. Fakat valfler kapanınca bir daha açılamayacak, böylece aya gitme şanslarını yitireceklerdi. Mürettebat gelen talimatı uygulamış fakat valfleri kapatmak sorunu çözmemişti. Artık valflerin kapatılmasıyla Ay’a iniş mümkün değildi çünkü gereken enerji sağlanamayacaktı. Mürettabat enerji sarfiyatını en aza indirmek için uçuş bilgisayarını kapattı ve Ay örümceğini bir cankurtaran botu olarak kullandı. Artık ekip aracı Ay modulünden yönlendirecekti. Sonuç olarak Apollo 13 Ay’a gidip uzaktan izleyerek Dünya’ya geri dönmeyi başardı.

Her “Houstın we have a problem” diyen sorununu çözecek diye br şey yok. En azından cool bir giriş yapmış olursunuz. Ucunda ne olursa olsun hiçbir şey abartıldığı kadar değil. Olmamalı. O kadar önem taşımamamalı. Hayat bu; hiçbir mutluluk da hiçbir keder de kalıcı değil.